Asli’nin ALS Uzerine Doktora Calismalari

Hazir ALS Buz Sepeti Mücadelesi, Turkiye’de de baslamisken, size ALS hastaligindan ve bu hastalik uzerine olan doktora calismalarimdan biraz bahsetmek istedim. “Genetik secmeli miyim" ve "Genetik secenlere tavsiyeler" yazilarimda soz verip yazamiyordum. Aslinda bu yaptigim arastirmalari yayimlandiktan sonra daha ayrintili yazacaktim. Fakat Chicago Universitesi’nde ALS calisan Dr. Hande Ozdinler, bize kendini kisaca tanitabilir misin, calismalarindan bahseder misin deyince, oturdum yazdim. En kisa bu kadar anlatabildim. Kusura bakmayin. 

Bastan Turkce klavye kullanamadigim icin ozur dilerim. Su an Turkiye’de tatildeyim. Turkce klavye kullansam yazmam cok uzun surecekti. Vakit kaybetmeden “buz mucadelesini” yaymak istedim.

ALS nedir?

ALS (Amiyotrofik lateral skleroz), motor sinir hucrelerinin dejenerasyonu ile tanimlanan olumcul bir hastaliktir. Hastalik taa 1869 yilinda Jean-Martin Charcot tarafindan isimlendirilmistir. Jean-Martin Charkot, hastalarinda otopsi sirasinda, omuriligin yan kisimlarinda gordugu sertlesmeler sonucu bu ismi vermistir. Asagida sunumlarimin birinden aldigim bir resimde hastaligin adinin aciklamasini gorebilirsiniz.

image

Hastaligin diger isimleri Amerika’da Lou Gehrig’s Disease, Ingiltere’de Charcot Disease ya da Motor Neuron Disease’dir.

ALS hastaligi kendini, hastanin tek tarafli olarak kolunu ya da bacagini haraket ettirmede sorun yasamasiyla belli eder. Sebep bu sorunlu bolgelerdeki motor sinir hucrelerinin, yani kaslarimizi oynatmaktan sorumlu sinir hucrelerinin, dejenerasyona ugramaya baslamasidir. Dejenerasyona ugrayan motor sinir hucresi, kastan baslayarak, beyne ya da omurilige dogru geri cekilmeye ve ölmeye baslar. Hastalik ilerledikce motor sinir hucresi kaybi tum vucuda yayilir. Ornegin diyafram da bir kastir, nefes alis-verisimizi saglar. Hasta bu bolgedeki motor sinir hucrelerini kaybettiginde nefes alamaz ve solunum cihazina baglanmak zorunda kalir. Iste buz kovasi mucadelesini baslatan ALSA ve Turk ALS Dernegi (Tam ismi ALS-MNH Dernegi) gibi organizasyonlar, bu hastalarin ihtiyaclarini karsilamak icin yardim eder, onlara solunum cihazi gibi aletler verir. Hayatlarini birazcik da olsa kolaylastirmaya calisirlar. Maalesef, bu hastalik genelde cok hizli ilerler. Teshis konulan bir hastanin omru ortalama 3-5 sene kadardir. (Istisnalar, hastaligin yavas ilerleme durumlari, mevcuttur. Ornegin unlu fizikci Steven Hawking bu hastalik ile 25 seneden fazladir yasamaktadir.) Bence bu hastaligi, diger butun sinir hastaliklarindan ayiran ve kotu yapan en onemli nokta bu hastalik sirasinda bilincinizin yerinde olmasidir.

Bu hastalik neredeyse iki yuzyil once tip yayinlarinda yerini almis, daha hala bir ilaci yok mu?

Maalesef, ALS icin FDA’in onayladigi sadece bir ilac vardir: Riluzole. Bu ilac da hastaya ancak bir kac ay omur kazandirabilir ve bir cok yan etkisi vardir.

O zaman bu hastaligin cok yaygin olmadigini dusunebilirsiniz hakli olarak: iki yuzyil once bulunmus ve sadece 1 etkisiz ilaci mevcut. Yanilirsiniz. Bu hastalik erişkin baslangıçlı motor sinir hastalıklarindan en yaygin olanidir. Her sene Amerika’da 5000 kisiye bu hastalik teshisi konur. 

Bu rakam aslinda hastaligin kotulugunu dusununce cok, ama ilac sirketlerinin kara gecmesine yetecek kadar da cok degil, bir kanser hastaligi kadar yaygin degil mesela. Dolayisiyla ilac sirketleri ilgilenmiyor, devletler zaten arastirmalara yatirdigi paralari kisiyor, Turkiye’de Tubitak doktorasini bile almamis insanlardan olusuyor ve Kuran okumanin bitkiler uzerine etkisi gibi sacma sapan seylere para yatiriyor. Bizim gibi arastirmacilara sadece yardimsever insanlar (Ornegin Kirac vakfi, Bogazici Universitesi’nde ALS laboratuari  (NDAL) kurdu ve hala finansal anlamda destek oluyor.) ve ALS dernekleri yardimci oluyor. (Ornegin benim arastirmalarim, ALS buz kovasi calismasini baslatan dernek ALSA tarafindan finanse edilmekte.) 

Buz sepeti mucadelesi ile toplanmis para ve bu sene bilimden kisilan paranin karsilastirmasi, ekteki makalede cok guzel anlatilmis.

Huffington Post : Raised More Than $13 Million — Meanwhile, Medical Research Has Been Cut By Billions

Peki bu iki yuzyil icinde hic mi bir sey yapilmamis ALS hastaligi icin?

Tabi ki yapilmis. Dunyanin her yerinde bir cok biliminsani bu hastalik uzerine calisir. Yapilan tum arastirmalari biyolojik bilimler icin yapilmis google benzeri bir arama motoru (Pubmed) uzerinden gorebilirsiniz. Asagida Pubmed’e  “ALS” yazdigiginizda cikan sonucu paylasiyorum:

image

Her sayfada 20 makale ve 874 sayfa var ki Pubmed’in arama algoritmasi pek iyi degil. Normalde bundan cok cok daha fazla yayin var. “Results by year/// Sonuclarin yillara gore grafigi”nden gorebileceginiz gibi sadece 2013 yilinda 1341 makale yayimlanmis ALS uzerine.

image

Bu tum ALS makalelerinin ozetini ben sunumlarimda su sekilde anlatiyorum:

image

ALS’den cikan oklarin gosterdigi mekanizmalar hucre icinde normalde tikir tikir isleyen seyler. Biri hucreye enerji sagliyor, digeri diger sinirlerle iletisime gecmesini sagliyor, biri yardimci hucre olarak sinirleri onariyor vs. ALS’de buraya bir kacini yazdigim mekanizmalarin biri ya da hepsinin sebep oldugu ileri suruluyor makalelerde. Fakat bu bilgilerin cogu otopsi sonuclarindan geliyor. Otopsi asamasina gelmis hasta da hastaligin son asamalarini temsil ediyor. Yani otopsi yapilan hastanin motor sinir hucresinde bir sey ters gidiyor, o baska seyin ters gitmesine sebep oluyor. Bu arada bir yerde hastaya ALS teshisi konuyor. Sinir hucrelerinde ters giden seyin etkisi git gide buyuyor. Hasta otopsi asamasina geldiginde zaten her sey bir kil yumagina donusmus oluyor. Resimde gordugunuz gibi bir cok sey ters gidiyormus gibi gozukuyor. Fakat hastaligin nereden basladigi gizemini koruyor.

Peki ALS gibi “karmasik” hastaliklarin baslangic noktasini nasil bulabiliriz o zaman?

Bu noktada ailesinde bu hastalik olanlar cok ise yariyor. Ailede hasta olan ve olmayan bireyler taranarak, hastaliga sebep olan gen bulunabiliniyor. ALS hastalarinin sadece %10’u ailesel ALS gecmisine sahip. Iste benim calistigim SOD1 (Superoxide Dismutase 1) geni bu sekilde aile agaci calismalari ile ALS’ye baglaniyor. 1993 yilinda, bu gen uzerinde bulunan nokta mutasyonlarinin ALS’ye sebep oldugu bulunuyor.

Hastaliga sebep olan gen bulunduktan sonra o hastalik nasil laboratuarda calisiliyor?

Takdir edersiniz ki insanlar uzerinde yapacaginiz deneyler cok kisitli. Hem etik olarak, insanlarin beynini/omuriligini acip bakamazsiniz, hem de onlara hastalik verip calisamazsiniz. Etigi bir kenara birakalim, diyelim ki insanlari hasta yaptiniz calismak icin. Yine de ne oluyormus bitiyormus diye gormenize omrunuz yetmez. Dolayisiyla bir hastaligin baslangic asamalarini calismak icin laboratuarda kullandigimiz hayvanlar buyuk yardim saglar.

Hastalar genin tespiti disinda arastirmalara hic mi fayda saglamaz?

Yeni gelistirilen teknikler sayesinde saglar.

  1. Hastanin hastalik yaratan geni tespit edilir. Yeni bir gen ise, yeni ipuclarini beraberinde getirir. Dolayisiyla Turk doktorlarin usenmeyip, tum hastalarini genetik teste tabi tutmalari arastirmacilar icin cok ise yarayacaktir. 
  2. Yeni jenerasyon dizileme ve array teknikleri ile hastanin tum DNA koduna, RNA koduna ve protein populasyonuna bakilabilinir. (Mesela Tubitak para verse boyle seyler yapilabilinir.) Bu hastalik ne gibi mekanizmalarin bozulmasina sebep oluyor, ne gibi ilaclar deneyebiliriz gibi sorulara ipuclari saglar.
  3. Hastadan alinan kandan ya da deri hucresinden, kok hucreler yapilip, bu kok hucreler, ilgilenilen hucre tipine donusturulup laboratuvar ortaminda calisilabilinir. iPSC teknolojisi diye bakarsaniz daha cok bilgi elde edebilirsiniz. Bu teknoloji 2006 yilinda Yananaka tarafindan gelistirildi ve kendisine 2012 yilinda Nobel odulunu kazandirdi. Su an bir cok bilim adami bunu calismakta, hastalardan doku toplamaktadir. Turkiye’de henuz doku bankasi bulunmamakta fakat son yapilan Suna Kirac ALS toplantisinda doku bankasi kurulmasi uzerine ilk konusmalar baslatilmistir. Tabi bu iPSC teknolojisi de yeni bir teknolojidir. Bir cok eksigi vardir. Hucreler, vucutta ve laboratuvar ortaminda ayni davranmazlar. Tabaktaki tum hucreleri bir anda ilgilenilen hucre tipine, mesela motor sinir hucresine, donusturmek mumkun degildir. Ancak daha cok kisi bu konu uzerine calistikca eksikler daha cabuk kapanacaktir. Turkiye’de de bir yerden bu calismalara baslama gerekliligi asikardir.

Ozet gecmek gerekirse, bir hastaligi calismak icin hastalardan gelen bilgilerden yola cikarak, laboratuvarda o hastaligi modelledigimiz havyanlara ihtiyac vardir.  

Burada sunu da belirtmek isterim: Laboratuvarlarinda genel biyoloji calisan, bir hastalik uzerine yogunlasmayan bir cok grup vardir. Bunlar biyoloji okumamis insanlara ilk bakista gereksiz gelebilir. Ancak bizim kullandigimiz teknikleri asil gelistiren “genel biyoloji” calisan laboratuvarlardir. Tubitak gibi kurumlarin, arastirma parasi verirken bu tip durumlari goz onune almasi gerekir. Bilim bir butun olarak ilerler.

Simdi benim calistigim ALS genine geri donelim. SOD1 proteini nedir, ve geni mutasyonlu oldugunda nasil ALS’ye sebep olur?

Oncelikle kisaca gen (DNA’nin RNA kodlayan bolumleri), RNA ve protein kavramlarina hizlica deginmek istiyorum. Bildiginiz gibi bizim genetik kodumuz DNA seklinde bize aktarilmis. Hucre icinde bu kodlar protein olarak islev gorur. Peki ortada kalan RNA nedir derseniz, DNA protein yapabilmek icin kodlarini RNA seklinde tasir. Niye araciya ihtiyca duyar ki diye sorarsaniz, araci kullanmak bir cok kontrol meknizmasini beraberinde getirir. Ayrica bir genden bir cok RNA, bir cok protein uretilebilmesini saglar. Yani SOD1 geni hastalarda mutasyonlu oldugunda, SOD1 RNA’si da mutasyonu uzerinde bulundurur, SOD1 RNA’sinin kodunu tasidigi SOD1 proteini de. Ama hastaliga sebep olan genelde ya SOD1 proteinin isini gorememesidir ya da mutasyon yuzunden hucreye zarar vermesidir. Siz hastaliga DNA asamasinda da mudahale edebilirsiniz, RNA asamasinda da, Protein asamasinda da. 

Simdi SOD1 proteinine baktigimizda cok genel islevi olan bir protein. Kendisi bir antioksidan. Her hucremiz enerjisini uretebilmek icin mitochondria adli yapilara sahip. Bu yapi enerji uretirken, superoksitler (yaslanmamiza sebep olan, hucreye, DNA’ya zarar veren seyler) aciga cikarir. SOD1’in gorevi sitoplasmadaki bu zararli superoksitleri yok etmek. Genel gorevinden cikarabileceginiz gibi, SOD1 hucrelerimizde en yaygin bulunan proteinlerden biri. Akliniza gelebilecek butun hucrelerimizde bulunur. Toplam sitoplazma proteinlerinin %1’ini olusturur, diger proteinlere nazaran cok minik olmasina ragmen. Fakat nasil oluyor da ALS hastalarinda bu protein mutant sekilde uretildiginde sadece ve sadece motor sinir hucreleri ölüyor?Madem SOD1 her hucrede var, neden butun hucreler ölmuyor? Iste bu ALS calisanlarin kafasinda dolasan en buyuk sorulardan biri bu. Kimse henuz tam sebebini bilmiyor.

Diger SOD1 ile ilgili ilginc bir konu, SOD1 mutasyonlu hastalara baktigimizda, bu mutasyonun neredeyse protein uzerindeki her bolgede olabilecegini goruyoruz. SOD1 antioksidanlari temizleme isini, uzerinde bulunan bakir ve cinko iyonlari sayesinde yapar. Fakat gelin gorun ki, hastalarda sadece bakir ve cinkoyla temas eden bolgeler degil, herhangi bir bolge mutasyon halinde ALS’ye sebep olur. Bu farkli mutasyonlarlar hastalarda farkli ilerleyis sekillerine ve farkli hastalik baslangic zamanlarina sebep olsa da hepsi eninde sonunda ALS ile sonuclanir. Bu genin tamamina yayilan mutasyon olasiligi normalde proteinin islevsiz uretilmesine sebep olduguna bir isarettir. Fakat, SOD1 genini sildiginizde, hucreye hic SOD1 proteini saglamadiginizda ALS sonucuna ulasamazsiniz. Sadece erken olum gibi sonuclara gidersiniz. SOD1’in nasil ALS’ye sebep olabilecegine bir diger hipotez, mutant SOD1’in yanlis katlanma sonucu hucrelerde birikmesidir. SOD1 mutasyonu olan hastalarda SOD1 birikintilerine rastlanmaktadir. Hatta SOD1 mutasyonu olmayan hastalarda da yanlis katlanmis SOD1 birikintileri gozlemlenmektedir. Yani, sadece %2 gibi az bir ALS hasta populasyonunda bu gen mutant olmasina ragmen, hastaligin anlasilmasi icin SOD1’in nasil ALS’ye sebep oldugunu anlamak kilit bir adimdir.

SOD1’in sebep oldugu ALS’yi anlamak icin ne gibi calismalar yapildi?

Az once bahsettigim gibi ALS hastaligi literaturde yerini neredeyse 2 yuzyil once aldi.  1993 yilinda ALS hastaligi SOD1 genine baglandiginda, zaten SOD1 asiri calisilan, o da neredeyse iki yuzyildir bilinen bir proteindi. Tahmin edersiniz ki bu kadar kotu bir hastalik bu kadar iyi bilinen bir gen ile iliskilendirildiginde bir cok grup SOD1 sebepli ALS calismaya basladi. 15 farkli SOD1 mutasyonu kullanilarak 30dan fazla grup tarafindan, 6 farkli laboratuvar hayvaninda bir cok ALS modeli yapildi. 

Peki nasil oluyor da bunca hayvan modelinden sonra, hala SOD1 mutasyonlari ALS’ye sebep oluyor bilemiyoruz?

Benim tezimin cikis noktasi iste buradan basliyor. Ben simdiye kadar yapilan modelleri yeterince iyi bulmayip, kendim bir model yapiyorum. Simdi size benim modelim ve simdiye kadar yayimlanmis modellerin farkini anlatacagim.

Simdiye kadar yayimlanmis modeller, hastalikli geni asiri miktarda, ek olarak hucre cekirdegine yolluyor. Ornegin, farede 2 tane mutasyonsuz SOD1 geni var. Bunun uzerine siz 20 tane daha mutasyonlu SOD1 yolluyorsunuz ancak oyle hastalik belirtilerini gorebiliyorsunuz. Tum bu modellerde hastalikli gen sayisi arttikca hastalik belirtileri de artiyor. Oysa ki bu ALS hastalarinda olani taklit etmekten cok uzak. SOD1 mutasyonlu ALS hastalarinin iki SOD1 geni var, biri mutasyona ugradiginda bu hastalik oluyor. Tum bunlar yetmezmis gibi, zaten bir grup, bu yontemle yollanmis mutasyonsuz SOD1 geninin de ALS tipi belirtilere yol actigini gosterdi. Butun bu saydigim sebepler bir kenara bence bu teknigin en buyuk sorunu, yolladiginiz gen sayisini kontrol edememeniz. Bu tip modellerde X tane mutant SOD1 yollanmasi ile Y tane mutasyonsuz SOD1 yollanmasi karsilastiriliyor. Ikisi de X olsa hadi yine bir derece ipuclari verebilir bize. Su an ortaya cikan ALS gibi gozuken seyler, X sayisinin cok buyuk oldugundan mi yoksa gercekten ALS’ye sebep olmasi yuzunden mi fark sagliyor bilemiyoruz. Nitekim, bu hayvanlar uzerinde bulunan ilaclar ALS uzerine pek de etkili olmuyor. ALSA’nin baskani Steve Perrin’in yazdigi "Make mouse studies work" isimli makaleye goz atmanizi oneririm. Benim kullandigim yontem ise tamamen hastada olani taklit uzerine: Mutasyonsuz geni mutasyonlu gen ile degistirmek. Ek olarak hic bir sey gondermemek. 

Benim ALS hikayem nasil basladi?

Iste ben dogru duzgun ALS modeli havyan olmayan asamada ALS ile tanistim. Bogazici Universitesi Molekuler Biyoloji ve Genetik bolumde okurken, University of North Carolina, Chapel Hill’de bir donem degisim ogrencisi olarak Amerika’ya gittim. Orada cok kiymetli hocalardan kanser uzerine dersler aldim ve Turkiye’ye “ben kanser calismak istiyorum” atesi ile geri dondum. Gel gor ki, Bogazici’nin kanser laboratuvari dolu idi, beni kabul etmediler. Su an Bogazici’nin ALS laboratuvarini yuruten Dr. Nazli Basak hemen elimden tutup beni kendi laboratuvarina yonlendirdi. Sonucta kanser, hucrenin zamansiz ve asiri bolunup cogalmasi, nörodejenerasyon ise tam tersi, sinirin zamansiz ölmesi. Bogazici’nin en sevdigim yani lisans ogrencilerine cok deger vermesi. Ne Nazli Hoca, ne laboratuvardakiler bana yeni yetme lisans ogrencisi muamelesi yapmadilar. Herkes sorumluluk verdi ve bana deney yapip sonuclar bulmanin guzelligini tattirdilar. Ortam bu kadar guzelken benim icime sinmeyen bir seyler vardi. Lisans ogrencisiyken Pubmed’te makalelere bakinca her gordugunuze inaniveriyorsunuz. Bir makale onu bulduk diyor, diger makale yalanliyor. Bu bana ayni politikacilari animsatiyordu. ALS’yi tam olarak anlamiyordum ve mezun oldugumda tek emin oldugum sey ALS calismaya devam etmek istemedigimdi. (Daha sonra doktora sirasinda o kadar cok makale okuyorsunuz ki, siz de isin icinde olunca neye ne kadar inanmaniz gerektigini cok iyi biliyorsunuz.) ALS calismak istemedigimden emin olma asamasinda, Brown Universitesi’ne doktora icin kabul edildim Suna-Inan Kirac bursu ile. Oradan da Robert Reenan isimli bir profesor ile yazisiyordum. Kendisi RNA editing calisiyor. (Bir enzim, sadece belirli hucrelerimizde RNA seviyesinde genetik kodu degistiyor. Temel biyoloji calismaya bir ornek.) Bu bana cok ilginc geliyordu. Tabi bu konusmalarimizdan her gun Nazli Hoca’ya bahsediyordum. O da bir gun bana dedi ki “Asli, Suna Kirac ALS kongremiz var, sen Dr. Reenan’i da cagir.” Iyi ki cagirmisim, iyi ki Dr. Reenan gelmis. Kongre’ye gelen su anki profesorum Dr. Reenan bana dedi ki “ALS’yi tabi sevmezsin, baksana hic adam gibi model yapilmamis. Ben RNA editing calisirken “homologous recombination” diye bir teknik kullaniyorum, ayni insanlarda oldugu gibi ayni yere nokta mutasyonunu koyuyorum. Gel sen benim labima, bunu yapalim.” O asamaya kadar tabi ki boyle bir sey oldugunu biliyordum sagolsun Dr. Arzu Celik Bogazici’nde az buz uzerinde durmamisti bu konularin. Dr. Nazli Basak da az buz ALS anlatmamisti. Ancak, lisans ogrencisi kafasiyla noktalari birlestiremiyorsunuz bazen. Arkanizdan birinin itmesi gerekiyor. Iste Dr. Reenan benim icin o itmeyi yapti ve ben doktora calismam sirasinda sil bastan bir ALS modeli yapmaya karar verdim. Doktora tezimin basligi:

SOD1 Mutasyonları ile Dozajı Korunmuş ALS Drosophila Modeli

 Peki bizden once hic kimse mi bunu dusunmemisti? Neden bu kadar gec kalinmisti?

Bilimin en guzel yani, (ve politikadan ayrilan yani) herkes her seyin farkinda. Dogrular uzerinden hareket ediyorsunuz. Ve her yaptiginiz deneyin, guzel yanlari oldugu gibi varsayilan, dogrulugu kesin olmayan yanlari da oluyor ve bunlari pesin pesin soyluyorsunuz. ALS ve SOD1’da soyle olmus. Benim yaptigim gibi nokta atisi, tam yerine muatsyon sokma islemi farede, sicanda 3-5 yil suruyor. Bunu yapmak cok pahali. Ayrica yapinca farede her sey insandaki gibi isleyecek gibi bir garanti yok. Bir yuksek lisans ogrencisi zaten laboratuvariniza 4-5 senelik geliyor, siz ona 5 senelik fare yapma islemi verseniz, sonunda bir sey cikacagi da garanti degil, yuksek lisans ogrencisi boyle bir projeyi ustlenmek ister mi? Tabi ki istemez. Onun yerine sonuc alinacagi garanti overexpression ya da transgenik dediginiz ek mutasyonlu gen yollama yontemleri tercih ediliyor. Kulaktan duydugum bir bilgiye gore bir grup gercekten farede benim yaptigim gibi mutasyon sokmus tum bu problemleri gozardi ederek ama tesadufen soktuklari mutasyon bir sonuc vermemis. Bu sekilde duzgun modellenmis ALSli hayvan yapmaktan vazgecilmis. Simdi Ingiltere’den bir grup yine farede dozaji korunmus modelleme yapmis. Fakat henuz yayimlamadiklarindan detaylari bilmiyoruz. Ama bence daha duzgun hayvan modellerinin olmasi, daha duzgun calismalari ve ilac deneylerini beraberinde getirecek. 

Ben neden 5 sene once boyle bir projeyi ustume almak istedim?

Cunku benim amacim bunu farede degil sinekte (Meyve sinegi, Drosophila melanogaster) yapmakti. Sinekte yapmak hem ucuz, hem hizli. (6 ay) Yani bir sonuc elde edemeseydim, toplam 6 ayimi cope atmis olacaktim. Sinek ne alaka diyebilirsiniz. Aslinda bununla ilgili uzun bir Ingilizce yazim var yakinda Turkce’ye ceviririm. Ama kisaca aciklamak gerekirse,

  • Sineklerin sinir sistemi bizimkine %60 benzer protein populasyonu bakimindan. Genelde insanda bir islemi goren 3 protein var ise, sinekte 1 tane. Yani sistem daha basit, calismasi/anlamasi daha kolay.
  • Sineklerin beyinlerini, her bir motor sinir hucresinin hangi kasa nereden ve nasil baglandigini cok iyi biliyoruz. Sinek laboratuvar ortaminda calisilan ilk hayvanlardan Thomas Hunt Morgan sagolsun. Inanilmaz bir teknik birikim var. Var olan teknikleri ve aletleri kullanarak, deneyinizi dilediginiz gibi sekillendiriyorsunuz.
  • Diger laboratuvar hayvanlarina gore cok ucuz. Labta pekmezli bir yemek yapip besliyoruz sineklerimizi. Laboratuvar faresi kafesi 1000$ mesela. 
  • SOD1 geninin insanlarda mutasyona sebep olan kisimlari neredeyse tamamen korunmus sineklerde. SOD1 calismak icin muthis bir havyan sinek.
  • Laboratuvar hayvanlari yillardir kendi iclerinde cogaldiklari icin, birinin digerinden genetik olarak farkliligi minimum duzeyde. Insanlar ise birbirinden cok farkli. O yuzden bir ilac bir insanda ise yariyor ama digerinde yaramiyor. Oysa ki laboratuar hayvanlari toplulugu, calisilabilinecek en guzel, en az farkliliga sahip organizmalardan biri.
  • Sinek hayvan olarak sayilmiyor etik kurallar cercevesinde. PETA gibi organizasyonlarla ugrasmak zorunda kalmiyorsun. Normalde fare ya da sican ile deney yaptiginizda, her bir hayvanin beynine bakmak icin sayfalarca aciklama yazmaniz gerekmekte. Bosuna hayvana zarar vermiyor olusunuzu kanitlamaniz lazim. Tabi bu hayvanlari feda etmenin getirdigi duygusal zorluk da var. Ben fare ve sicanla da calistim. Zorluklarini biliyorum. Sinekte ise dunya size guzel. Kimse sinegi ölduruyor musunuz, beynini mi cikariyorsunuz, zehirle mi besliyorsunuz ilgilenmiyor. Ben bir deney yaptigimda yuzlerce sinegin beynine bakiyorum. Farede genelde maksimum 8 hayvani feda edebilirisiniz. 

Benim tez calismamin detaylari:

Ilk olarak sinege 4 farkli insanlarda ALS’ye sebep olan SOD1 mutasyonu verdim. Bu mutasyonlar hastalarda farkli hizda ilerleyen ve farkli yasta baslayan ALS’ye sebep oluyor. Nitekim, benim ALS’li sineklerim de ALS-gibi ozellikleri farkli yasta gostermeye basliyor ve hastaligin ilerleyisi farkli sekilde seyir ediyor.

 Sinekler Nasil ALS oluyor ki?

Zaten benim tezimin ilk asamasi, insanlari sineklerimin gercekten ALSli gibi davrandigina inandirmak. Ornegin, insanlarda ALS hareket bozukluklarina sebep oluyor. Benim ALS’li sineklerim de dogru duzgun tirmanamiyor, kurtcuk halindeyken dogru duzgun surunemiyor. Ornegin kaslarina deniz anasindan yesil bir protein yolladim, boylece kaslarini tel tel cok guzel mikroskop altinda goruntuleyebildim. Baktim ki ALS’li sineklerde insanlarda oldugu gibi kaslar erimis. Bunun gibi beyinlerini, omurilik benzeri organlarini cikarip, motor sinir hucrelerini saydim bakalim kac tane kalmis diye. Ya da kalanlar islevini korumus mu diye sinkelerimizin beynine elektrod takip, sinirlerin elektrik iletim kapasitelerine baktik vs. Mesela sineklerime rilozole yedirdim ve insanlarda oldugu gibi pek de etkili olmadigini gordum. Su an bu soylediklerimin hic biri yayimlanmadigi icin size videolarimi, resimlerimi gosteremiyorum. Eger bir konusmama denk gelirseniz, ALS’li sineklerimin videolarini gorurseniz agziniz acik kalir, siz de sineklere gercekten ALS verdigime inanirsiniz buna eminim.

 Eee inandik guzel ALS modelin var simdi ne olacak?

Farkinda iseniz simdiye kadar saydigim seyler, zaten bildigimiz seyleri teyit etmek uzerine kurulu. Bunlara ek olarak, bildigimiz seyleri bu boyle mi sormak yerine, bakalim ne ters gitmis gibi genel sorular sorabiliriz. Ya da nasil duzeltebiliriz gibi sorular sorabiliriz varsayim yapmaksizin.

Bu sorulari cevaplamanin ilk yolu teknolojinin son getirilerini kullanmak: RNA Sekanslama. Ister sirf motor sinir hucrelerinin, ister yardimci hucrelerin, ister tum sinegin, ister tum beynin ya da omuriligin RNA populasyonuna bakip, mutasyonlu ve mutasyonsuz sinekleri karsilastirabiliyorsunuz. Bu su an cok kolay yapilan bir teknik. Neredeyse 1-2 hafta icinde sonuc aliyorum. (Sekansi yapan birimin yogunluguna gore) Fakat cok pahali. Her hafta 10,000$, 10,000$ seklinde bir suru para harciyorum. Yani ALSA simdi bir suru para kazandi buz meydanindan ama o paralar gercekten hizli hizli bitiyor. Deney yapmak cok pahali.. En ucuzlardan olan sinekte bile.

Bunun yani sira klasik teknikleri kullanarak, (belki de sinegi en cazip laboratuar hayvanlarindan kilan) “ALS’ye sinekte genetik care” buldum. Bu teknikte sineklerinize cok kanserojen olan EMS adli bir kimyasal yediriyorsunuz. Bakin bu da bu deneye baslarken calisma ortamimi cektigim fotograf:

image

image

 Bu kimyasal, sineklerin genetik yapisinda nokta mutasyonlarina sebep oluyor. Benim en agir ALS olan sineklerimin biri tam kozadan cikacakken öluyor. (Sinekler yasamlarina kurtcuk olarak baslayip, ayni kelebekler gibi kozadan yetiskin olarak cikiyorlar)  Ben, HHMI yaz ogrencilerimle birlikte bu rastgele mutasyonlarin bakalim hangisi sineklerimi hayatta tutacak diye sordum. Bu da cok sevdigim yaz ogrencilerim, Brown’un sembolu ayi ile: 

image

Bu rastgele mutasyonlar sayesinde bir cok sinek yasadi, o yuzden “sineklerde genetik care” dedim. Fakat tabi ki sinegin yasamasi bir sey ifade etmiyor. Onu labta calisabilmemiz icin bu “genetik careyi” gelecek nesillere aktarmasi gerekiyor. Yani sinegin uremesi ve “genetik care” geninin de ureme hucrelerinde olmasi gerekiyor ki gelecek nesiller de ALS mutasyonlu ama genetik care sayesinde yasiyor olsun. Daha bir kac gun once haber aldim, 6-8 tane boyle sinegimiz varmis. Sonucta bunlar sinek, bu genetik carelerin hepsi insanda da işe yarayacak diye bir kaide yok. Fakat bakarsiniz biri yeni bir ilac hedefi cikar? Su an tatildeyim, laba doner donmez bakalim bu sineklere ne iyi gelmis diye bakacagim. Bu sınekler icin sans dileklerinizi esirgemeyin. Fingers Crossed! 

Daha baska daha baska neler yapiyorum?

Yine temel biyoloji bilimlerine gonderme yapmak istiyorum. Demistim ya aslinda benim Hocam Dr. Reenan ALS calismiyordu. RNA editing ve VCP adli baska bir protein calisiyordu. Gelin gorun ki benim 5 senelik doktora hayatimda RNA editing mekanizmasi ALS ile iliskilendirirldi, VCP’nin de ALS’ye sebep oldugu bulundu. Bunlar uzerine de bir suru calisma yaptim ama simdilik cok yazdim bunlar da baska yaziya kalsin.

 Hemen afferim Asli’ya demeyin… 

Bu size anlattiklarimin hic biri henuz yayimlanmadi. O zaman afferim dersiniz. Calismalarimdan cok, benim simdiye kadar en cok ovundugum sey baska degerli hocalarin ALS calismasina vesile oldum Dr. Nazli Basak ve Suna Kirac bursu sayesinde. Nasil Dr. Nazli Basak, Dr. Robert Reenan’in ALS’yle tanismasina sebep oldu, ben de tez komite profesorlerimi ALS’nin aciklarina ikna ettim. Su an Dr. Justin Fallon MD (Muscular Dystrophy) hastaligi icin buldugu ilaci ALS uzerine deniyor, Dr. Anne Hart benim yaptigim ayni calismayi kurtcuklar (C. elegans) uzerinde yapiyor, onun da arastirmasi ALSA tarafindan destekli. Dr. Kristi Wharton da yine cok iyi bir sinek calisan hoca, devlet desteginden yoksun kalinca benim  projeme ortak oldu. Suna Kirac calistayina ogrencilere elektrofizyoloji anlatmak uzere katilan Dr. Diane Lipscombe, ALS uzerine dusunmeye basladi ve benim sineklerime elektrod sokup veri almak onun labinda yapildi. Son olarak, Brown Universitesi Molekuler Biyoloji, Hucre Biyolojisi ve Biyokimya bolumune (benim bolumum) yeni alinan Dr. Nikolas Fawzi bolume alinma konusmasini yaparken, ben de tesadufen poster odulunu kazanip, ondan once sunum vermek durumunda kalmistim. (Evet yuksek lisansta odul olarak sunum yapma, projenizi genis kitlelere yayma hakki kazaniyorsunuz.) Onun da fikirlerim hosuna gitti, simdi kendi labinda yine baska bir ALS proteininin biyokimyasal ozellikleri uzerine calisiyor. Yani Suna Kirac bursu Brown’a gitmeden once Brown’da ALS calisan hic insan yokken, su an 6 lab calisiyor. Bu inanilmaz guzel bir sey! 

Suna Kirac Bursu yapmis, Bogazici yapmis, arastirmacilar yapiyor. Peki siz ne yapabilirsiniz? 

1-Buz meydan okumasini kabul edebilirisiniz. Sevgili Evrim Agaci, Çağrı Mert Bakırcı durumu cok guzel anlatmis. Burayi tiklayarak izleyebilirsiniz.  Bu sayede insanlar ALS diye bir hastalik oldugundan haberdar oluyor. Basta size sacma sapan suyu bosa harcama gibi gozukebilir bu hodri meydan. Fakat dedigim gibi ALS gibi “oksuz” hastaliklarin, toplumdan gelen paraya cok ihtiyaci var. Cunku ilac firmalarinin kar etmesini saglayacak kadar ALS hastasi yok. Ayrica simdi buz meydan okumasi sayesinde insanlara ALS calisiyorum dedigimde, o ne yerine aaa su buz meydan okumasinda cikan hastalik mi diyecekler. Yine dikkat cekme amacli yapilmis bir ALS hastasinin videosu hastanin gozunden ALS’nin zorlugunu cok guzel anlatmis. Buraya tiklayip izleyebilirsiniz. Bu kardesimiz, anneannesini ALS’den kaybetmis. Annesi su an ALS hastasi ve kendisine de 26 yasinda bir kac ay once ALS teshisi konmus. Diyor ki, insanlara ALS oldum dedigimde ya ALS ne diyorlar ya da ne kadar kotu oldugunu bilip, konusamiyorlar. 

2-Turk ALS Dernegine bagis yapabilirsiniz. Bu dernek hastalarin ihtiyaclarini karsiliyor, onlara solunum cihazi vb temin ediyor. Keske daha cok butceleri olsa arastirmalari da desketleyebilseler. Amerika’daki ALSA dernegi buz meydan okumasi sayesinde dun itibari ile 22.8 milyon dolar topladi, bizim ALS dernegimiz ise 4bin Lira’da kalmis.

Lutfen gonlunuzden ne kopuyorsa siz de bagis yapin: 

ALS MNH DERNEĞİ 

Ziraat Bankası 

Atrium Şubesi - İstanbul

Şube No: 1672
Hesap No: 11364083-5001
(TRY)IBAN: TR320001001672113640835001

(USD) IBAN: TR050001001672113640835002
(EUR) IBAN: TR750001001672113640835003
(GBP) IBAN: TR480001001672113640835004
PTT POSTA ÇEKİ HESABI : 5400876

3- Eger maddi durumunuz biraz daha iyi ise, direkt ALS calisan bir laba para yardimi yapabilirsiniz. Ya da sorup ihtiyaclari olan bir alet alabilirsiniz. Simdi ben bu projede 5 senedir tek basima calisiyorum. Keske hocamin daha cok parasi olsaydi, bir kac tane daha doktora sonrasi arastirmaciyi daha gruba katsaydi. Bu yaptiklarimizi 2 senede bitirseydik. Iste ALSA dernegi hastalara yardim etmekle kalmayip, bizim gibi laboratuvarlara da arastirma parasi veriyor. Ancak verdigi para yillik 80,000$. Kulaga cok gelebilir ama haftada 10,000$ gibi paralar harcadigimizi goze alirsak bu hic bir sey. Profesorumun esi Susan Reenan, Ingilizce videoda guzel aciklamis:

https://www.facebook.com/photo.php?v=10203628731937569 

4-Turkiye’de doku bankasi kurulmasini baslatabilirsiniz. Turkiye ornekleri ayrica onemli cunku Anadolu yillarca bir cok insanin gelip gectigi bir toprak. Bizim genetik yapimiz cok cesitli. Dolayisiyla bence dunya populasynuna ornek olarak guzel bir topluluguz. Su an ALS arastirmalari Avrupa’da kuzey ulkelerinde cok yapilir ki onlarin genetik cesitliligi, diger bolgelere nazaran cok az. Israil keza oyle, sirf yahudiler birbiri arasinda gen alisverisi yapmis vs. Bizim guzel orneklerimiz var keske arastirmacilarin eline gecebilse.

5-Turkiye’de ALS calisan, cok farkinda ve ilgili norologlar var. Bunlar hastalari genetik test icin yonlendiriyorlar. Fakat genetik teste cok onem vermeyen, hastadan kan alip NDAL’a Bogazici Universite’sine yollamaya usenen bir cok norolog da var. Daha Haziran’da Suna Kirac Kongresi’nde biri beni Bogazici’ndeki laboratuvardan sanip “Ben neden her hastami yollayayim genetik teste, genc hastalar benim ilgimi cekiyor, gencleri yolluyorum diye.” Bu yorumu ALS’nin dunyadaki en buyuk doktoru Bob Brown’un “Neden Turkiye’deki hastalar genc, dunyanin her yerindeki oranlardan farkli, siz her hastanizi taramiyor musunuz ki?” diye sormasi uzerine sinirlenip beni de NDAL’dan sanarak yapti. Ben agzimi acip bir sey soyleyecektim ki, bana “Sus konusma, sen kimsin, ben doktorum.” dedi. Cok uzuldum. Belki ALS konusunda bilincli ALS derneginde de aktif gorev yapan doktorlarimiz, diger usenen norolog doktorlarimizdan rica edebilir.  Alt tarafi yapacaklari sey, hasta bilgileri ile beraber kan ornegini Bogazici Universitesi’nde NDAL’a yollamak. Pahali bir test degil bu!  

Simdilik aklima gelenler bunlar. Umarim “buz kovasi mucadelesi” artik size su ziyan etmekten cok daha fazla sey ifade ediyordur. Size bir kac guzel “buz kovasi mucadelesi” videosu ile veda etmek istiyorum: 

Bu benim videom: 

https://www.facebook.com/photo.php?v=10154647401675727&set=vb.683370726&type=2&theater

Bu benim Profesorum Dr. Robert Reenan: 

https://www.facebook.com/photo.php?v=10202492482054688&set=vb.1274067714&type=2&theater

Bu Chicago Universitesi’nde ALS calisan Dr. Hande Ozdinler (Turkce): 

https://www.youtube.com/watch?v=Y9j9oFV6OFE&feature=youtu.be

Bu da benim unluler kategorisinde en begendigim: 

http://www.nydailynews.com/blogs/rangers/video-paul-bissonnette-films-next-level-als-ice-bucket-challenge-nominates-lebron-james-aaron-rodgers-russell-wilson-blog-entry-1.1902121

Benim video linkimin altndaki yorumlarda daha pek cok onemli videoya ulasabilirsiniz. Simdiden hepinize duyarliliginiz icn tesekkur ederim.

Lavantayi sutlu tatlilarda neden kullanmiyoruz ki?

Soz veriyorum bu son yemek konulu blog olacak. Ama annemin “gun” gununden once hepsini siralamak istiyorum. 

Simdi bu blogun hikayesi de soyle basliyor. Bailey’sli krema yapmak icin tarif sordugumda, Arzu, Cafe Fernando isimli siteyi tavsiye etmisti. Hem de blog yazari cocuk yakisikliymis”ti”. O zaman hemen denenmeliy”di”. Blogta ilk ilgimi ceken tariflerden biri lavantali sutlac oldu. Hem canim sutlac istiyordu ne zamandir hem de lavanta tohumlarim coktan cimlenmeye baslamisti yakinda bir suru taze lavantam olacakti. Bir de gecen sene labimda calisan kiz, limonlu lavantali kurabiye yapmisti. Ben aslinda limonlu tatli sevmem ama o kurabiye nasil guzeldi, nasil guzeldi. Bizim ulkemiz lavanta dolu, neden biz hic lavanta yemiyoruz diye dusunmustum. Hemen Cafe Fernando’daki sutlac tarifini denedim. Iste bu resmi:

image

image

Sutlac’in uzerindeki meyvenin adi “yildiz meyvesi” Seftali ve turuncgil karisimi Asya’dan bir meyve. Tadi ahim sahim olmasa da, susleme icin ideal. 

Cafe Fernando’daki tarifin altina yorumlar yazilmis. Kivaminin koyu olduguna deginilmis. Fakat ben koyu kivamli sutlac severim o yuzden hosuma gitti. Bir de insanlar ne bu, guzel mi ki bu tarzi yorumlar yapmis. Uyarmak isterim ki lavanta sonradan sevilen bir tattir, bira gibi, sarap gibi, viski gibi, patlican gibi. Ilk yediginizde tuhaf gelebilir. Ben cok sevdim, ozellikle sutlu Turk tatlilarini siradanliktan cikartmis. Ozellikle misafir geldiginde ornegin, sutlac yapsaniz degisik olmaz ama lavantali sutlac yapsaniz herkes tarifini ister.

Ben bu sute lavanta ekleyip tatli yapma olayini bayagi bir sevdim. Simdilik sunlari yaptim:

Lavantali Gullac, sadece ceviz yerine badem koydum. Bademin lavanta ile daha uyumlu olacagini dusundum.

image

 Lavantali-limonlu-portakalli Flan (Bunun tarifini vermiyorum cunku henuz duzeltmem gereken noktalari var)

image

Anneme tavsiyem, lavantali, limon-portakal kabuklu irmikli puding yapsin.  

Ben neden tatlilara sardim? Labimdaki kizin tez savunmadi var onumuzdeki aya. Mali kriz yuzunden labimdaki herkes isten cikti. Geriye bu mezun olacak kizdan baska, bir doktora sonrasi, bir ben, bir de baska bir doktora ogrencisi kaldi. Maalesef kizin savunma gununde herkesin bir konferansi var. Sehir disinda olacak. Kizin ailesi de gelemeyecegini aciklamaz mi? Anne depresyona girdi gorusmedigi kardesinin vefatini ogrenince, babanin baska konferansi var, kardesi sevgilisiyle Karayiplere gidip butun iznini harcamis. Zavalli kiz bayagi bir uzulmekte. Geriye bir tek ben kaliyorum. Eksiksiz sinekli, molekullerli tatlilar-tuzlular yapmam lazim. Ben de evde calisiyorum ki son gun her seyi batirmayayim. 

Umarim ileriki gunler cok macera dolu gecer de benim de tatli yapacak vaktim olmaz. Bu hafta sonu son kez kar yagdi. Bahar gelecek yakinda diyorlar bakalim artik. 

Bailey’s Kremali Guiness’li pasta

Amerika’da bizim bildigimiz yas pastalardan bulmak zor. Gecen sene de takmistim Bailey’s kremali kahveli yas pasta yapacagim diye. Kekini o kadar cok islatmistim ve pastaya o kadar cok kat cikmistim ki laba goturunceye kadar pasta ortadan ikiye yarildi. Hevesim cok fena kursagimda kalmisti. 

Yine baska bir hevesimin kursagimda kalma hikayesi, kendime hediye ettigim Guiness birali yemek tarifleri kitabindan bakarak yaptigim tum yemeklerin yenemeyecek kadar igrenc olmasiyla sonuclandi. Guiness kadar guzel bir biradan bu kadar kotu sonuclar almam, tum deneme isteklerimi yerle bir etti. 

Fakat bu sene bende yine bir umut… Rick Steves ile Dunya Turu  cep yayini dinlerken, Amerikali bir bayanin, madem dunyayi gezecek maddi gucum yok diyerek evinde her hafta degisik bir ulkenin yemegini yapmaca etkinligini duzenledigini ogrendim. Hatta bayan, Irlanda kapsaminda yaptigi Bailey’s kremali Guiness kekinin ne kadar populer oldugundan bahsediyordu. Hemen deneyleri birakip kostum bilgisayar basina, tarifi yazdirdim. Ancak ne goreyim, krema bildigin igrenc Amerikan kremasi: Tereyaginin alabildigi kadar seker… Ben bu tarifi adam ederim diye hemen umutlandim.

Ilk facebook’tan arkadaslarima sordum bildikleri pasta kremalarini, zira annem sevdigim pasta kremasi tarifini kaybetmisti.  Bahar’in yolladigi “pastaci kremasi" tam istedigim seye benziyordu. Onu baz aldim ve muthis bir Bailey’s kremali Guiness keki yaptim. Iste annemin istekleri uzerine tarifi.

image

Malzemeler:

Kek:

-375 gr tereyag (margarin degil, margarin tereyagindan kat kat zararli)

-2 kucuk bardak kakao (Turkiye’deki kakaolar buradakilerden daha cok tat veriyor, bu olcuyu azaltabilirsiniz.)

-2 bardak Guiness Extra Staut (Turkiye’de Guiness satildigini ogrendim fakat Guiness Extra Staut satiliyor mu emin degilim. Hic birini bulamiyorsaniz Efes Extra Dark kullanin ama tercihen Guiness bulmaya calisin. Ben malesef tarifte hangi cins Guiness kullanildigini hatirlayamadim. Karisik Guiness paketi aldim. Meger icinde her sey varmis da Guiness Extra Staut yokmus. Ben de Guiness Foreign Staut kullandim. Guiness Foreign Staut meger dunyanin en guzel birasiymis. Hem kavrilmus arpa tadi mukemmel hem de bol serbetci otlu.)

-2 paket vanilya (Mumkunse 2 corba kasigi Vanilya Aromasi)

-3 bardak seker

-2,5 bardak un

-2 paket kabartma tozu

-4 yumurta

Krema: (3 olcu, ben pastayi cok kremali sevdigimden ve kremanin yarisini keke koymadan yedigim icin bu kadar cok yaptim)

-500 gr süt
-2 çay bardağı toz şeker
-3,5 çay bardağı un
-3 tatlı kaşığı buğday nişastası (Ben bugday nisastasi bulamadigimdan misir nisastasi kullandim. Fakat ogrendim ki iki nisasta tipinin farki krema yaparken farketmiyormus. Artik elinizde ne varsa onu kullanin.)
-9 yumurta sarısı (Tarifi 3 olcu yaptigimdan bu kadar cok yumurta var. Kalan yumurta beyazlarini tavada pisirin, uzerine peynir eritin. Bir avakadoyu, limona bulayip, hepsini beraber sandvich yapin, yiyin) 
-3 yemek kasigi vanilya

vee dilediginiz kadar Bailey’s

Kekin yapilisi:

-Firini 200C’ye ayarlayin. (350F)

-Tereyagini eritin, tum malzemeleri koyup karistirin. Goreceksiniz oyle guzel karisacaklar ki mikser kullanmaniza gerek bile kalmayacak.

-Tercihen 2 ayri kapta pisirin.

Kremanin yapilisi:

-Butun malzemeyi devamli karistirarak pisirin.

-Eger kivami az olursa biraz daha nisasta ekleyin.

-Krema puding kivamina gelince atesten alin icine aldigi kadar Bailey’s bosaltin.

Hazir Aziz Patrik’s Gunu de gelmek uzere, partilere giderken yapin goturun efendim, afiyet olsun. Buram buram alkol tadacak, herkes bayilacak goreceksiniz.

 

Bruksel Lahanasi

Biliyorum uzun suredir yazmiyorum. Kimisi mesaj atiyor, o kadar mi yogunsun diye, guluyorum. Enerjimi kendime harciyorum, rapor edecek zaman olmuyor. Gunduzleri labtayim, aksamlari spor filan yapiyorum. Bir zen olma durumu varsa su an onu yasiyorum. Haftanin bir gunu genelde yemek yapiyorum. Annem tariflerini istedi bir kac seyin. Ben de buraya yazayim dedim ki yasadigim belli olsun. 

Ben bruksel lahanasini hep sevmisimdir. Genel de de annemin yaptigi usul yapardim, asagida gordugunuz gibi. Klasik Turk yemegi tarifi, sogani hafif yagda kavur, kymayi pisir, salcayi ekle, hangi sebzeyi istiyorsan icine koy, gerekirse su ekle, pisir. 

Bir kac sene once labimdaki kiz bahcesinde kizlar icin piknik duzenlemisti. Orada bir salata yapmisti. Icinde ne oldugunu hatirlamiyorum ama bruksel lahanalari firinlanmisti. Pek begenmistim. Ben de artik arada oyle yapmaya basladim arada. Bruksel lahanalarini ikiye kesip uzerine bir kac damla su, zeytin yagi ve tuz serpip firina veriyorum. Yanmadan hemen once firindan aliyorum. Bazen kiraz domatesleri de ikiye kesip firinliyorum. Buradaki onemli nokta, firinlayacaginiz seylere hafif tuz serpmeniz. Uzerine nar eksisi, zeytin yagi, limon dokup yiyorum. Fakat icinde her turden besin oldun diye icine bademleri tavada kavurup koyuyorum. Evde nar vardiysa da biraz nar taneleri serpiyorum. Super oluyor! Siz de yapin. 

Son olarak, aldiginiz bruksel lahanalari aci cikiyorsa, bruksel lahanasini yanlis seciyorsunuz demektir. Bruksel lahanasinin kucukleri daha makbuldur. Bruksel lahanasini tohumdan yetistirmeye basladim. Seneye cok cok yiyecek gibi duruyorum. Varsa guzel onerileriniz bekliyorum. Itinayla deneme yapilir. 

Evet, ceyrek asiri geride biraktim. Hic dusunmeden diyebilirim ki 25 yasim en guzeliydi. 18. yas kendimi bulmamla gecti. Sonrasi kendime guvenimin olusmasiyla, kendimi kabullenmemle… 25. yilda kimim, neyim, ne isterim hepsini biliyordum. Kendim ektigim tohumlarin meyvesini toplamaya basladim. Mukemmel insanlarla tanistim. 5 ulkede bulundum. Kisacasi 25. yilimi doya doya yasadim. Hepinizi seviyorum… 26. yasimda biraz daha sans diliyorum, yasliligin benden uzak olmasini istiyorum. Bu kadar sag olun var olun. Sizlere oglanlarin Moskova donusu bana yazdigi dogum gunu mesajiyla veda ediyorum. Beni izlemeye devam edin anacigim…. Benim simdi bir 2 ay kapanip cok calismam lazim.

Evet, ceyrek asiri geride biraktim. Hic dusunmeden diyebilirim ki 25 yasim en guzeliydi. 18. yas kendimi bulmamla gecti. Sonrasi kendime guvenimin olusmasiyla, kendimi kabullenmemle… 25. yilda kimim, neyim, ne isterim hepsini biliyordum. Kendim ektigim tohumlarin meyvesini toplamaya basladim. Mukemmel insanlarla tanistim. 5 ulkede bulundum. Kisacasi 25. yilimi doya doya yasadim. Hepinizi seviyorum… 26. yasimda biraz daha sans diliyorum, yasliligin benden uzak olmasini istiyorum. Bu kadar sag olun var olun. Sizlere oglanlarin Moskova donusu bana yazdigi dogum gunu mesajiyla veda ediyorum. Beni izlemeye devam edin anacigim…. Benim simdi bir 2 ay kapanip cok calismam lazim.

 "Yine parani hangi gereksiz seye harcadin Asli?", artik klasiklesmis bir Altar sorusu. Bu sefer parami cok seker bir seye harcadim. Hemen sizle de paylasiyorum ki siz de alin/ hayalinizi kullanip daha guzelini yapin. 
 Hatirlarsaniz, gecen bahar bahce maceralarina baslamistim. (burada) O zamandan bu zamana benim bahce merakim herkeslere yayildi. Butun arkadaslarim bana “yeni ev kediyesi” olarak bitki getirdi. Ali’nin hic tanismadigim ama cok sevdigim bir arkadasi bana Providence’tan ayrilirken kocaman palmiye agacini birakti gitti. Eski blogtaki fotografta gordugunuz bebek avakado agaci oldu simdi kocaman. (bu resimde gordugunuz) Yenecek bitkilerin hepsini yedik bitirdik, bahceye ektiklerimi de yabani tavsanlar gelip yediler. (Evet, etrafini citle cevirmek aklima gelmedi.) Geriye tek tuk bu resimde gordugunuz bitkiler kaldi. Uzun lafin kisasi, bahce/bitki aski devam etmekte. Lakin, buna yeni bir boyut kattim onu simdi sizlerle paylasmayi bir borc bilirim.
 Gecen bizim labtaki hatun kisisi Leila’nin evinde 11.11.11, 11:11pm partisindeydik. (Evet, burada her bahaneye bir parti yapiliyor. Parti dedigim de bizim yaptigimiz aksam misafirligi. Yemek-icmek. Oyle icip, kendini kaybetmeli, dansli-oyunlu lisans partilerinden bahsetmiyorum.) Neyse bu partide Ceren (Evet, hayatima sonunda bir hatun kisisi girdi ama gitmek uzere uhuhuhu), bana Leila’nin bitkilerinin dibindeki rengarenk cam topcuklari gosterdi. Leila’nin evi annesinin yaptigi tablolar, seramik kaplar, bardaklar filan dolu oldugundan, ben onlari da annesinin saheserlerinden biri sanmistim. Yakindan bakinca cam topcuklarinin icinin su dolu oldugunu farketmistim. Ne kadar akillica demistim; kabin icine su dolduruyordunuz, bitki gerektigi kadar gerektigi zaman iciyor. Siz de bosaldikca icini dolduruyordunuz. Bu basit duzenek bir pet sise ile bile yapilabilinirdi. Partiden sonra bir baktim meger bu topcuklar cok klasik seylermis. Her yerde satiliyormus. Hemen benim bitkiler icin de ismarladim. Bazilarinin resmini sizlerle paylasiyorum.  
Bitkilerim mutlu, ben mutlu, oglanlar mutlu. (Evimize bir kez daha yumusak kadin ellerimi degdirerek renk kattim. Evet evet oglanlar da farkettiler, o ne diyip yanina gidip, gulp diye bitkinin su ictigini gorup irkildiler.)

"Yine parani hangi gereksiz seye harcadin Asli?", artik klasiklesmis bir Altar sorusu. Bu sefer parami cok seker bir seye harcadim. Hemen sizle de paylasiyorum ki siz de alin/ hayalinizi kullanip daha guzelini yapin. 

Hatirlarsaniz, gecen bahar bahce maceralarina baslamistim. (burada) O zamandan bu zamana benim bahce merakim herkeslere yayildi. Butun arkadaslarim bana “yeni ev kediyesi” olarak bitki getirdi. Ali’nin hic tanismadigim ama cok sevdigim bir arkadasi bana Providence’tan ayrilirken kocaman palmiye agacini birakti gitti. Eski blogtaki fotografta gordugunuz bebek avakado agaci oldu simdi kocaman. (bu resimde gordugunuz) Yenecek bitkilerin hepsini yedik bitirdik, bahceye ektiklerimi de yabani tavsanlar gelip yediler. (Evet, etrafini citle cevirmek aklima gelmedi.) Geriye tek tuk bu resimde gordugunuz bitkiler kaldi. Uzun lafin kisasi, bahce/bitki aski devam etmekte. Lakin, buna yeni bir boyut kattim onu simdi sizlerle paylasmayi bir borc bilirim.

Gecen bizim labtaki hatun kisisi Leila’nin evinde 11.11.11, 11:11pm partisindeydik. (Evet, burada her bahaneye bir parti yapiliyor. Parti dedigim de bizim yaptigimiz aksam misafirligi. Yemek-icmek. Oyle icip, kendini kaybetmeli, dansli-oyunlu lisans partilerinden bahsetmiyorum.) Neyse bu partide Ceren (Evet, hayatima sonunda bir hatun kisisi girdi ama gitmek uzere uhuhuhu), bana Leila’nin bitkilerinin dibindeki rengarenk cam topcuklari gosterdi. Leila’nin evi annesinin yaptigi tablolar, seramik kaplar, bardaklar filan dolu oldugundan, ben onlari da annesinin saheserlerinden biri sanmistim. Yakindan bakinca cam topcuklarinin icinin su dolu oldugunu farketmistim. Ne kadar akillica demistim; kabin icine su dolduruyordunuz, bitki gerektigi kadar gerektigi zaman iciyor. Siz de bosaldikca icini dolduruyordunuz. Bu basit duzenek bir pet sise ile bile yapilabilinirdi. Partiden sonra bir baktim meger bu topcuklar cok klasik seylermis. Her yerde satiliyormus. Hemen benim bitkiler icin de ismarladim. Bazilarinin resmini sizlerle paylasiyorum.  

Bitkilerim mutlu, ben mutlu, oglanlar mutlu. (Evimize bir kez daha yumusak kadin ellerimi degdirerek renk kattim. Evet evet oglanlar da farkettiler, o ne diyip yanina gidip, gulp diye bitkinin su ictigini gorup irkildiler.)

Bu sene cadilar bayrami icin kostum tasarlamakla vakit ve nakit kaybetmemeye karar verdim ve bir dilek agaci oldum. Kahverengi giyindim sacima ve ellerime de yesil yapraklar astim ve gittigim partilerdeki insanlara dileklerini bana yazip asmalarini istedim. Dusundugumden daha basarili ve kolay bir kostum oldu. Birincisi kimse ne oldugumu anlayamadigindan gelip yanima sordu. Ne oldugumu ogrenince de dilek yazip asti. Bu arada ne doktorlar ne muhendislerle ve de  bolca doktora ogrencisiyle tanistim. Her yeni ortama giren insana tavsiye ederim. Resimde gordugunuz ise hala uzerime asili kalmis olan dileklerden yaptigim kolaj calismam. Yazilan dilekleri gerceklestirdigimi, kar yagmasi dileginin hemen akabinde ekimde kar yagdirmamdan anlayabilirsiniz. Not: Resmin uzerine tiklarsaniz yazilari da gorebilirsiniz.

Bu sene cadilar bayrami icin kostum tasarlamakla vakit ve nakit kaybetmemeye karar verdim ve bir dilek agaci oldum. Kahverengi giyindim sacima ve ellerime de yesil yapraklar astim ve gittigim partilerdeki insanlara dileklerini bana yazip asmalarini istedim. Dusundugumden daha basarili ve kolay bir kostum oldu. Birincisi kimse ne oldugumu anlayamadigindan gelip yanima sordu. Ne oldugumu ogrenince de dilek yazip asti. Bu arada ne doktorlar ne muhendislerle ve de  bolca doktora ogrencisiyle tanistim. Her yeni ortama giren insana tavsiye ederim. Resimde gordugunuz ise hala uzerime asili kalmis olan dileklerden yaptigim kolaj calismam. Yazilan dilekleri gerceklestirdigimi, kar yagmasi dileginin hemen akabinde ekimde kar yagdirmamdan anlayabilirsiniz. Not: Resmin uzerine tiklarsaniz yazilari da gorebilirsiniz.

I love my new house! I love my boys! - Altar’s comments on Ali’s masterpiece.

I love my new house! I love my boys! - Altar’s comments on Ali’s masterpiece.

Neden bilim kurumlari hukumetten bagimsiz olmali?

– Fabebooktaki yazinin genisletilmis hali.

Bu bir klasik aliskinsiniz biliyorum. Basa birisi gelir, tum kadrolari kendi adamlariyla doldurur. Sonra yeni donem gelir baskasi kendi arkadaslariyla doldurur. Belli mi olur gunun birinde devlet babadan para yiyip zengin olma sirasi size de gelebilir… Siz bekleyedururken lutfen su yazacagimi okuyun!

Bu alisilagelmis sidik yarisina son gunlerde yeni boyutlar geldi, hala farketmediyseniz bir dusunun. Halkimizin yarisi cok memnun RTE’nin kendi pipisi disindaki butun pipileri kesip kendisiyle sidik yaristirmasindan. “One minute” diyerek ne kadar delikanli oldugunu gostermedi mi? Medyayi yandaslarina satarak ve satin almadiklarina baski uygulayarak ele gecirdi. (Banu Guven’in yazisi sadece bir ornek) Insanlik aniti kendisinin zevkine hitap etmedigi icin kaldirilmisti. Cunku halkin sectigi insan sanattan da en iyi anlayan insandi vesaire. Maalesef RTE kendisi kendi uzerine isemeyecek kadar akilli. Uzun sure basimizdan eksilmeyecek ve daha cok pipiler kesecek (kaldiysa?), siz de sunnet olmus sanacaksiniz. Bu sefer kesilen pipi “bilim”indi ve benim kanimi beynime sicratti.

Sabrimi en son tasiran yazinin kendisi su: A very Turkish coup – Alisilagelmis Turk Darbesi

 http://www.nature.com/nature/journal/v477/n7363/full/477131a.html

Bunun benzeri bir Turk gazetesinden haber:

http://www.haberturk.com/polemik/haber/666236-bilim-dunyasi-istifaya-hazirlaniyor

Haberi bir guzel oturup Turkce’ye cevirmistim. Lakin facebook yazimi yayinlamadigi gibi bir kac cumle sonrasini da sildi. Benim hatam adam gibi bir programda yazmadim.  Bir daha cevirmeye gucum yok ama ozet olarak Turk hukumeti bundan sonra Turkiye’nin bilim kurumlari olan TUBA ve TUBITAK’in uzerindeki hukmunu arttirdigini ve Turk bilim adamlarinin buna tepki gostermeye basladigini soyluyor haber ve soyle devam ediyor “Ama bu toplumu da dehsete dusurmeli. RTE zaten hic bir seyi tartismaya sunmadan toplunum her alaninda istedigini uyguluyordu. Zaten daha gecenlerde Feza Gürsey Enstitusu gibi universiteye bagli olmayan arastirma merkezlerine hukumet para vermeyecegini acikladi. Halbuki bu sistemin yurumedigi Soviyet zamaninda gorulmedi mi? Hukumet cok buyuk hata yapti. Turkiye’de BAGIMSIZ bir BILIM KURUMU kalmadi.” Bu sebeple de TUBA’nin uluslararasi bilim platformunda taninmamali diye bitiyor yazi. 

Alt tarafi bir haber diye dusunebilirsiniz bunu. Ancak bu “Nature” dergisi bilim dunyasinin en baba dergilerinden biri! (Aslinda 2 tanesinden biri… Bir Nature vardir baba bir Science)  Dunyanin her yerinden her bilim alanindan herkes bu dergide tek bir yayini ciksin diye tum kariyerini harcar. Hatta oyle populer ki bu dergiler, bu haber yayinlandigi gun tesadufen bizim binada yangin alarmi caldi. Brown Universitesi’nin Sinir Bilim, Molekuler Biyoloji, Patoloji ve Evrimsel Biyoloji bolumleri disaridaydi ve herkes biz Turklere “Aa Nature’a yine cikmissiniz gordunuz mu?” diye soruyordu. Herkes daha ilk gunden okumustu. (Dergi haftalik)

Bu dergide yayini cikan bir cok Turk olmasina ragmen bunlarin hepsi yurtdisindaki lablarda calismakta olan veya yurt disindaki lablarla ortak calisma yuruten Turkler. Gozume hic bastan sona bizim ulkemizde yapilmis bir calisma carpmadi. Belki vardir ben gormemisimdir. Konu o degil. Gozume carpan sey her ay Turkiye’de bilimin ne kadar hukumete bagimli hale geldigi ile ilgili yazilar cikiyor oldugu su son yilda. Bu yazi da onlardan biri idi. Bundan onceki bazi yazilar:

- Government cuts: Call to save science institute in Turkey - Ayse Erzan ve Cihan Saclioglu hukumetin su son aldigi karara isyan ediyor.

-Genel haber bolumunde hukumetin TUBITAK uzerindeki atama yetkisinin arttirilmasi elestriliyor. 

-Furore erupts over Turkish test cipher: Universite sinavindaki sifre olayi ele aliniyor. 

-Turkey’s research council clarifies role: Bilim insanlarinin Ergenekondan iceri alinmasi. Evet, Amerikalilar Turkiye’nin haritadaki yerini bilmiyorlar ama ne oldugu bilinmeyen bir suc yuzunden insanlarin yargilanmadan iceri alindigini biliyorlar. 

Bu ornekler surer gider. Uzatmayayim. Ben bir bilim insaniyim. Eger politikaya ilgili olsa idim politika okurdum. Eger cok para kazanmak isteseydim gider doktor/muhendis filan olurdum. Benim secenegim vardi ve ben bilim insani oldum. Peki, neden hukumet bilim kuruluslarinin uzerindeki yetkisini arttirmasi beni bu kadar ilgilendiriyor? Alti ustu Amerika’da okuyan bir doktora ogrencisiyim. Ne hukumetten bir cikarim var, ne de su an Turkiye’de gorev yapmakta olan profesorlerden. Hemen basit bir ornekle aciklayayim.

Ozellikle benim alanimda (molekuler biyoloji) bilim//para.

Ornek vereyim yine: Bugun bir DNA izolasyonu yaptim bir kit ile kendisi 300$. Sonra onu jelde yuruttum. Jelden istedigim parcayi yine bir baska kitle izole ettim. O da bir 300$. Sonra sekanslama reaksiyonu yaptim. Bu islem sirasinda bir madde kullandim “big dye” diye ki kendisinin 8mL’si 8000$. Siz bunlari Turkiye’de yapmaya kalksaniz bunlar daha da pahali.

Simdi, bu kadar paranin dondugu bir sektorde (Paranin kendi zevkimiz icin kullanilmadiginin, sizin yasam kalitenizi arttirmak icin kullandigimizin da uzerine basarim.) paranin kime gidecegini hukumetin (asiri degisken) belirlemesi dogru mu? En kotusu labinizin 5 sene parasi olup 5 sene olmamasi. Butun deneyleriniz yarim kalir, gider baskasi “Nature” dergisinde yayimlar.

Sonra utanmadan yurt disindaki bilim insanlarina don cagrisi yapiyorlar. 

Bilimde paranin kime gidecegini, o bilimi iyi yapan kimseler belirlemeli, RTE ya da bir baskasi degil. Su an bazi bilim insanlari bile AKP’nin aldigi bu siki yonetim kararini desteklemekte. Muhtemelen bastaki bazi dinozor insanlardan kurtulmak istiyorlar ama buyuk resmi kaciriyorlar. Su an Turkiye’nin sorunu paranin kime gidecegini belirleyebilecek, o bilimi iyi yapan kimselerin azligi. Yurtdisinda dolu bu tip Turk kimseler var. Ama hukumet onlari geri getirmek yerine basa RTE’nin arkadaslarini getiriyor. Bravo! Oldu da bitti masallah! 

Ahaha, yasak kelimeler kullandim: belki okuyamazsiniz. Belki de gercekten okunur da beni ERGENEKONdan iceri alirlar. RTE’nin hosuna gitmeyecek seyler soyledim, pipim de yok ne yapacak bilemiyorum artik. 

Umarim biraz olsun sizin de yuzunuz kizarmistir! 

 

 

Anger never dies we just have new things to fill our head with and have no time for the past- Nice song. 

My colorful day at the lab…

My colorful day at the lab…

Complaining is silly. Either act, Or Forget." / "Sikayet etmek sacmadir: Ya harekete gecmelisin ya da unutmali…
My new favorite machine in the lab…

My new favorite machine in the lab…

Neden (eğer sonradan karar vermediysen) Amerika'ya gitmek için lisansüstünü bekledin? ÖSS ile Boğaziçi'yi kazanmak TOEFL ve SAT'ye girip Amerika'ya birkaç başvuru yapmaktan çok daha zor değil mi?
Anonim

Anadolu lisesi mezunuyum ben. Malesef anadolu liselerinde yurt disi lisans egitimi ile bilgi verecek rehberlik hizmeti bulunmuyor(du-en azindan). SAT diye bir seyden haberim bile yoktu. Ayrica Ingilizcem TOEFL icin yeterli degildi. Bunun yaninda ben hep egitimimi bedavaya getiren cinsten bir evlattim. Daha iyisi icin para odemek kavramim hic olusmadi. Bogazici’ni kazanmak icin ise hic ugrasmam gerekmedi, yanlislikla oldu. Dolayisiyla benim icin pek secenek yoktu :(

Ama imkanin var ise, kesinlikle Turkiye’de bir ozel universiteye para verecegine yurt disina gitmelisin. Hic olmazsa degisik bir ulkede yasamanin tadina varirsin, begenmezsen/tutunamazsan Turkiye’de ozel bir universiteye gecis yaparsin. 

Bahçe Maceraları t=0 

Uc gun sonra dunyanin en seker evine tasinacagiz Altar, Ali, Mustafa ve ben. Evi buldugumuzdan beri kafamda bahcede bir seyler yetistirmek var. Bu fikre, evrimsel biyoloji bolumunden tanistigim evinin her kosesi bitki kapli ve yerleri akvarum kapli bir cocugun beni “bitki degis-dokus” temali ev partisine cagirmasi inanilmaz ivme katti. Ondan aldigim bitkilerle yetinmeyip, kendimi bahce icin bitki satan yerel pazarlarda buldum. Daha tasinmadan bir suru bitkim oldu. Starbucks’tan topragimin verimini arttirmak icin asiditesi azalmis kahve cekirdekleri de aldim. (bedava sadece tasidim) Yeni eve tasinir tasinmaz bitkilerimi guzel saksilara ekecegim. Ilk basta bu fikre oglanlarim biraz ters baksalar da, simdi onlar benden daha heyecanlilar. Sizi simdilik bir kaci ile tanistirmak istedim: 

Bu benim bebek avokado agacim: 

Bu da benim koca avokado agagim, bunu bana verdiklerinde ustteki kadar kucuktu. Simdi essek kadar oldu: 

Bu da bahceden toplanmis bazi yesillikler: Nane, 6 cesit fesleyen (Amerikalilar iste bizim bir isim verdigimiz bitkiye milyon tane isim veriyorlar) ve kekik :)

Umarim bitkilerimi uzun sure canli tutacagim. Her turlu nasihata acigim!